BİR ''HALK EKMEK'' HİKAYESİ

BİR "HALK EKMEK" HİKAYESİ...

BİR ''HALK EKMEK'' HİKAYESİ

Bugün tüm dünyanın sorunu temiz gıda, temiz su ve temiz hava olarak özetlenebilir. Bu herkes için hem üzücü hem de ‘’son tahlilde’’ zihinleri berraklaştıran bir olgudur. Üzücüdür çünkü binlerce yıllık tarihiyle insanlığın aslında bir arpa boyu yol gidemediğini gösterir. Onca bilimsel gelişme, devrimler, kültürel ilerleme nafile gibi durur. Nazım’ın da işaret ettiği gibi,

“Aya gidilecek – daha da ötelere

Teleskopların bile görmediği yere,

Ama bizim dünyada ne zaman kimse aç kalmayacak,

Korkmayacak kimse kimseden

Emretmeyecek kimse kimseye

Yermeyecek kimse kimseyi

Umudunu çalmayacak kimse kimsenin…’’

Demek ki bugüne kadar yaşadığımız tüm ilerlemelerin gerçekten ilerleme mi yoksa distopik geleceğin öncülü mü olduğu sorusunun tek gerçek sağlaması kimsenin aç kalıp kalmamasıdır. Dahası var, sıradan insanın da kendini geliştirecek olanaklara sahip olmasını sağlamaktır.

Zihinleri berraklaştırıcıdır dedik. Bunun nedeni ise binlerce yıl önce gıdanın peşinde koşturan atalarımızla bizim aramızda aslında hiçbir fark olmadığını görüyoruz. Bütün cakalı unvanlar, gösterişli evler ve lüks araçlar içinde kendini doğanın ve hatta toplumun efendisi sanan insan, yarın soluyacak hava ve tüketecek su bulmakta zorluk çektiğinde ‘’aslına rücu edecek’’. Sekseninci kattan Manhattan’da yürüyen evsize haşmetle bakan bir Amerikalı trilyoner için doğanın güzel bir cevabı var.

İşte İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yeni Halk Ekmek büfeleri açma hamlesini inanılmaz gerekçelerle yaya bırakmaya çalışan AKP’nin, bu sefer Bakanlık eliyle genelge çıkarmaya varacak derecede kendini kaybettiği şu günlerde biraz geriye gidelim dedik. Ekmek Anadolu insanı için ne ifade ediyor; ekmekle Türk milletinin binlerce yıl boyunca ettiği kader birliğini ve AKP’nin bu son hamlesinin tarihin hüküm defterinde nasıl yazıldığını anlatmak istedik.

EKMEK VE ANADOLU

Efsaneye göre Frigler ölen krallarının yerine yenisini seçerken ilginç bir yol tutmuşlar. Kahinlerden alınan fikir doğrultusunda gün doğduktan sonra şehrin kapısından ilk giren kişiyi kral yapalım diye anlaşmışlar. Çünkü kahinlere göre kapıdan ilk giren kişi şehrin en çalışkan insanıymış. Ertesi gün şehrin kapısından ilk giren yoksul bir çiftçiymiş. Efsanevi kral Midas’ın babası Gordios’un bu şekilde kral yapılmasının sebebi biraz da Anadolu insanının sabra ve çalışkanlığa verdiği önemdir. Frigler bugünkü Eskişehir başta olmak üzere Orta Anadolu’da hüküm süren; tarihe ‘’çalışkan, uygarlığı geliştiren, tarımcı’’ bir toplum olarak geçerler. Bugün Eskişehir halen daha buğdayla ve çağdaşlıkla anılan bir kenttir. Daha sonra Roma Anadolu’ya egemen olur.

Son zamanlarda Gürkan Engin’in muazzam bir kitabı yayınlandı: ’’Anadolu’da Roma Hakimiyeti: Direniş ve Düzen’’. Kitapta Anadolu’nun isyan geleneğinin çok eskilere dayandığını görürsünüz. Eserin tümünde isyan ve ekmek el ele gider. Kitapta 116 kez ekmek kelimesi geçer. Zengin patricilerin yoksul pleblere kan kusturduğu devirlerde başta gelen talep ekmek olur. Roma ikiye bölünüp Anadolu’nun bahtına bu kadim devletin ‘’doğu’’su kalınca da iş değişmez. Adlar ne kadar değişirse değişsin kavga aynıdır: ekmek.

ANADOLU’DA TÜRKLER,TOPRAK VE EKMEK

Doğu Roma daha da doğudan gelen başka bir milletin, biz Türklerin, tazyikine uğrarken; diyarı Rum’un halkı Türklere daha sonra sempatiyle yaklaşır. Ekmeği halktan esirgeyen Bizanslı tekfurlara zıt olarak sade ve göçebe Gaziler, İlbler, Alpler, Erenler, heybelerinde Horasan’ın, Hacı Bektaş Veli’nin, Ahmet Yesevi’nin şu vecizede özetlenecek öğüdünü taşıyordu: eline, beline, diline hakim ol. Gerçekten de biz bu coğrafyayı ‘’il tutarken’’ önce gaziler savaşarak yolu açtı. Daha sonra orada göçebe Türkmenler değer verdikleri ‘’ulu kişilerin’’ gözetimi altında topraklara yerleşti(zamanın deyimiyle ‘’oturak oldu’’) ve çiftçilikle uğraştı.

Kırşehir, Nevşehir, Tokat, Amasya, Niğde, Konya, Karaman, Çorum, Kastamonu, Sivas ve hatta Sarı Saltuklarla birlikte koskoca bir Balkan coğrafyası...Aklınıza neresi geliyorsa her yer ‘’topraktan öğrenen ve kitapsız bilen’’ velilerle ,erenlerle, köylülükle birleşti…Kadim Anadolu halklarının Frigler özelinde yarattığı üretim kültürüyle hal hamur olduk. Bizler artık ekmekle yaşayan, ekmeği yerde görünce öpüp yerden kaldıran o kültürün çocuklarıydık. Ekmek deyimlerimize kadar girdi: bir lokmayı esirgemek, aklını peynir ekmekle yemek, kırk fırın ekmek yemek, ekmek aslanın ağzında, ekmek çarpsın…Bugün en elegan zenginin bile israf deyince zihninde ekmek kırıntısı şekillenir hemen.

EKMEK KAVGASI

Gün gelince ekmek bizde de sorun oldu. Bedreddinler, Baba İshaklar, Baba İlyaslar, Pir Sultan Abdallar binlerce yıllık Anadolu isyan geleneğinin sürdürücüsü oldular. Ekmeği çalan haramzadelere isyan ettiler. Zaman oldu Osmanlı onlara ‘’Celali’’ dedi ve ‘’katli vaciptir’’ fetvalarını kadılarına verdirdi. Fakat elbette Anadolu’da Türkmen’in cevabı hazırdı: Ferman padişahınsa dağlar bizimdi. Bazen cevap böyle kanlı da olmadı. Anadolu insanı Nasreddin Hoca’yla(o artık bir kişi değil, herkesti) ironik cevaplarını esirgemedi. Bunların hepsinde de ekmek, kağnı, saban hemen bulunur. Anadolu, isyanıyla da mizahıyla da ekmekten/topraktan vazgeçmedi.

Osmanlı yıkılırken de İstanbul’un en önemli gündem maddesi ekmekti. İttihatçıların en önemli işi ekmeğin dağıtımı ve pahalılıkla mücadele oldu. Devletin koskoca Sadrazamı Talat Paşa sofrasında sıradan halkın yediği o kaba ekmeği yemesiyle anılır. Kara Vasıf Bey İstanbul’da ekmek dağıtımını da içinde barındıran bir grup tüketim maddesinin teminini örgütlemek için var gücüyle çalışmıştır. Bugün Türkiye’nin milli burjuvazisinin çekirdeğinin oluştuğu günlerde dahi ekmek yine bir yerde vardır yani.

EKMEK VE CUMHURİYET

Cumhuriyet döneminde de ekmek başta gelen gündem maddesidir. Atatürk’ün kurdurduğu çiftlikler, fabrikalar ve demir yolları aslında en temel ihtiyaçları karşılar: gıda, yani ekmek. Tuz, un, yağ fabrikaları; çiftliklerde yeni zirai metotlarla üretilen besinler, Ankara çölünü orman yapma iradesi… Atatürk de çok iyi biliyordu ki bir halk beslenemezse, açsa, susuzsa yine dönüp dolaşıp kul köle olacak.

Cumhuriyet, aydınıyla da ekmeği baş gündem maddesi yaptı. Oktay Akbal’ın kitabının adı ‘’ Önce Ekmekler Bozuldu’’ oldu. Ömer Faruk Toprak’ın kitabının adıysa “Tuz ve Ekmek”tir. Nazım İkinci Dünya savaşından çıkıp Demokrat Parti iktidarına geçen Türkiye’yi ‘’pamuk gibiydi bembeyazdı ekmek/sonra vesikaya bindi bizim burada birbirini vurdu millet/yumruk kadar simsiyah bir tayın için/serbestledi sonra yine fakat esmer ve tatsız’’ diye özetler mesela. Fazıl Say yıllar sonra Aşık Veysel’in Kara Toprak şiiri için müzik yaptı örneğin. Benim sadık yârim kara topraktır, diyen Veysel değil kadim Anadolu’ydu…

Yazının en başına dönecek olursak, ekmeğin bu kadar can alıcı bir önemde olduğu ülkemizde gıdaya kolayca ulaşmak en temel meselemizdir. Gıdanın adil ve eşit bir şekilde dağılımı temiz hava, temiz su ve temiz gıda üçlüsünün bir tanesini temsil eder. İş odur ki ülkeyi yönetenler bu konu başlıklarında halkın önünü açsın. Böyle giderse doğal bir yıkımla karşı karşıya kalacak dünyamız içinde bu en temel meseledir. Ya çağdışı bir karanlığa yuvarlanacağız ya da hayatı uzaya götüreceğiz. Öyle bir keskin ikilemdeyiz...

İLK KEZ OLAN DURUM: EKMEĞE KİN DUYMAK

Şimdi Türkiye belki de ilk defa halkın ucuz ekmek yemesini sindiremeyen bir iktidarla karşı karşıya. İlk defa ekmeğe kin duyuluyor. Eskiden egemenler örneğin kıtlık yüzünden az kalan ekmeği kendine ayırmak istediği için halkla karşı karşıya gelirdi. Ama bugün çok büyük bir kötülük örneğiyle karşı karşıyayız. Belki de dünya tarihinde ilk defa halkın ucuz ekmeğe ulaşması engellenmeye çalışılıyor. Hem de yukarıdan beri ekmeğin kendisi için ne ifade ettiği özetlenmeye çalışılan Anadolu coğrafyasında…Bu, mutlak yıkılışın sinyalidir bize göre.

İBB’nin Halk Ekmek büfelerine iyi bakın. O büfeler günü gelecek her mahalleye açılacak. Halkın ucuz ve kaliteli ekmeğe ulaşmasını her mahalleye ulaştıracak eninde sonunda İBB. Bu başarıldığında başlarda yazılan o üç sorunun: temiz gıda, temiz su ve temiz havanın en azından birinde hayli yol almış olacağız. Biz Halkın Güncesi ekibi olarak aşağıdaki kaydı, kayıttaki insanların konuşmalarını ve üretim tesisini bu hislerle izliyoruz.

ALİCAN CAN

Güncelleme Tarihi: 17 Şubat 2021, 22:56

Halkın Güncesi


İletişim Hesapları
YORUM EKLE
YORUMLAR
EROL CAN
EROL CAN - 9 ay Önce

Çok güzel ayrıca edebî bir yazı olmuş.tebrikler.

SIRADAKİ HABER